|
Son yıllarda,
psikoterapi alanında farkındalık (mindfulness) ve kabullenmeye (acceptance)
dayalı terapötik yaklaşımların ağırlık kazanmaya başladığı
görülmektedir. Bu yaklaşımların merkezinde “dikkatin sürekli olarak
şimdiki yaşantılara ve anlık deneyimlere odaklanması hali” olarak
tanımlanabilen Farkındalık kavramı yer almaktadır.
Farkındalık
Batı’daki psikoterapi uygulamalarında yöntem olarak, ilk kez John Kabat-Zinn
(1982) tarafından uygulandığını görmekteyiz. Bu çalışmada, Farkındalık
kronik ağrı hastalarına yönelik olarak kullanılmıştır. Söz konusu
çalışma Farkındalık Terapi içerisinde öğretilebilen bir beceri olarak
ele alınmıştır ve ağrı semptomların ve kronik hastalıktan kaynaklanan
stresin azaltılmasına yönelik olarak kullanılmıştır.
Bu öncü
uygulamadan sonra, psikoterapi içerisinde Farkındalığın kullanıldığı
başka çalışmalarda yürütülmüştür. Tüm bu çalışmalarda elde edilen olumlu
sonuçlar sonrasında, Farkındalığı terapötik bir müdahale yöntemi olarak
kabul görmeye başlamıştır.
Özellikle son
yıllarda farklı psikolojik rahatsızlıklarda Farkındalık Temelli
Terapilerle ilgili araştırmalar artış göstermiştir. Bu durum
psikoterapi alanı içerisinde Farkındalığa olan ilginin giderek arttığına
işaret etmektedir. Farkındalık araştırmalarının bir listesini
kaynakça
sayfasında bulabilirsiniz.
Psikoterapi
ekolleri açısından değerlendirildiğinde, Farkındalık Temelli
Terapilerin, Bilişsel ve Davranışçı Terapiler kapsamında ele alındığı
görülmektedir. Farkındalık kavramıyla ilgili araştırmalar göz önüne
alındığında, kavramı özellikle dikkat ya da metakognisyon gibi bilgi
işleme süreçleriyle ilişkilendiren çalışmaların bulunduğu görülmektedir.
Ayrıca, Farkındalık Temelli Terapilerdeki değişim süreçleri, maruz
bırakma, dikkat regülasyonu, duygu regülasyonu gibi etki mekanizmalarına
dayanarak açıklanmaktadır.
Farkındalık
Temelli Terapiler, etki mekanizmaları açısından Bilişsel ve Davranışçı
Terapilerle örtüşmekle birlikte, Farkındalık Temelli Terapileri klasik
Bilişsel Terapi’den ayrılan bazı yönleri de bulunmaktadır. Bilindiği
gibi Bilişsel Terapi’de, “işlevsiz” ya da “irrasyonel” olarak nitelenen
düşünce içeriklerinin, işlevsel ve rasyonel düşüncelerle değiştirilmesi
amaçlamaktadır.
Farkındalık
Temelli Terapi’lerde, düşüncelerin içerikleri önem taşımamaktadır.
Farkındalık Temelli Terapilerde, düşüncelerin içerikleri değişmese bile,
düşüncelerin deneyimlendikleri bağlam değiştirildiğinde terapötik
değişimin de sağlanabileceği öne sürülmektedir. Bu nedenle, Farkındalık
Temelli Terapilerde, bireylerin düşüncelerin ve diğer içsel yaşantıları
farklı bir bağlamda deneyimlemelerini amaçlayan pek çok yöntem ve
alıştırma kullanılmaktadır.
Farkındalıkla ilgili mevcut literatür değerlendirildiğinde, kavramın
operasyonel tanımına ilişkin tartışmaların hala sürmekte olduğu
görülmektedir. Farkındalık kavramını ve içerdiği temel bilişsel
süreçleri açıklamayı amaçlayan pek çok araştırma yürütülmektedir.
Farkındalığın operasyonel olarak tanımlanmasındaki zorluk, kavramın pek
çok bileşenden meydana gelmesidir. Son yıllarda, farkındalık kavramının
farklı bileşenlerini bütüncül modeller içerisinde bir araya getirmeye
çalışan yaklaşımların ortaya çıktığı görülmektedir. Mevcut literatür
incelendiğinde, kavramı tanımlaya yönelik araştırmaların, belli
başlıklar etrafında kümelenmeye başladığını görmekteyiz.
Farkındalığın kavramsal tanımıyla ilgili araştırmaların yanı sıra,
Farkındalık Temelli Terapilerin farklı klinik popülasyonlarda
kullanıldığı bir çok araştırma da bulunmaktadır (bakınız
kaynakça
sayfası).
Günümüzde, Farkındalık Temelli Terapiler, kronik
ağrı,
duygudurum bozuklukları,
kaygı bozuklukları,
madde bağımlılığı,
yeme bozuklukları,
onkoloji,
DEHB, Sınır Kişilik Bozukluğu ve psikozlar
gibi bir çok psikolojik sorunun terapisinde kullanılmaktadır.
|